8 Ocak 2011 Cumartesi

insan denizi

Kalabalık. Gerçekten çok kalabalık.

Bu denizde yüzmeyi bilmeyen çok. Flikaları bir tuvalet ya da dip köşe herhangi bir yer. Ama deniz uçsuz bucaksız. Belli ki okyanus.

Boğuluyorum insan denizi. Anlıyor musun?

31 Ekim 2010 Pazar

üç hak

bir tepsinin içinde sunulmuyor elbet. ilkini kafana attılar. ikincisinde onunla ne yapacağını bilemedin. üçüncü içinse yeterince zamanın kalmamıştı. kimsenin yeterince zamanı olamazdı.

zamanla zar atmayı öğrendin. olmadı mı zara kızdın en azından. kendine kızmak için bir sebep de yok zaten.

zihnin bulandı. önce sayılar anlamsızlaştı, sonra isimler, en son günler. artık ayın kaçında kiminle hangi gün buluşabilirsin?

her seferinde bu sefer çok hazırım dedin. litrelerce kahve tükettin. tonlarca nikotin. daha donanımlı olamazdın. şaşırmadığın sürprizlerle dolu geldiler. saat 3 ve yarım. herkes gibi olma hakkın var artık.

yere bir şey mi döküldü? üzerine sen de bir şeyler dök. alev mi aldı bir kağıt parçası? üzerine ansiklopedi at. emin ol zaman hızlanacak.

şimdi sana söyleyeceklerimi dikkatli dinle. bir daha burada olmayacağım. ya sonsuza dek sus ya da yaşa!

27 Ekim 2010 Çarşamba

bugün günü

gri parlak kaplamalı meşe sehpanın keskin köşesinden bir şeyler damlıyor gibiydi. merdivenlerden inip inmemekte kararsız kaldı. bir kaç adım sonrası her şey daha kolay göründü. özellikle böğürtlenleri ve çilek reçelini düşündüğü kısımlar keyifliydi. neye hevesi olduğunu unutup damlalara odaklandı. "bir damla, bir damla daha sonrasında kocaman bir gol". işte güldüren ama bir şey ifade etmesi güç bir hatıra daha.

damlayan kan değildi. su değildi. limonata değildi. en kötüsü çilek reçeli de değildi. parmağını keskin uca sertçe vurdu. evet damlayan kandı. yanılmıştı.

tavandaki parlak taşlarla süslü ahtapot şeklindeki avizeye baktı. yeşil ve büyükçe bir taşı gözüne kestirdi. "hey burda bir şeyler damlıyor. mutfaktan bez getir"

güneş batmak üzereydi. sessizlik sessizliği çağırdı. güçlü bir rüzgar esiyordu. kimsenin saçları kıpırdamadı yerinden. ama herkes üşüyordu. usulca en yakındaki üşüyen adama sokuldu. adam yaşlıydı. tükenmiş gibiydi. hala üşüyebiliyordu. ondan bir şeyler ödünç isteyecekti. hatıra olsun, belki de hatırlatma. adam kapalı avucunu ona doğru uzattı. ne istediğini bilmediği için korktuk. artık mutfağa gitme zamanı gelmişti.

mutfak gürültülü. çaydanlıkta saklanan fareleri görmezden gelmek gerekiyor. üstelik unlar ekmek olacak, peynirler dilimlenecek, fayanslarsa hiç güzel değil. onları da gümüş rengi ve parlak şeylerle kaplamalı. her şey gri olmalı. parlak olmalı.

çok yoruldu. özellikle ayakları uyumalıydı ama sol elinin bir şeyler yapması gerekiyordu. onun canı sıkkındı. duvarda asılı duran büyük et bıçağını aldı. elini kesip özgürleştirdi. artık uyuyabilirdi. hemen oraya uzandı.

böğürtlenler ve çilek reçelleri gerçekten çok güzeldi.